KADEM New York’ta ‘ısrarlı takip’ ve ‘dijital taciz’ konusunda verilen mücadeleyi anlattı

Salvation Army Auditorium’da “Dijital Şiddete Karşı Farkındalığı Artırmak: Israrlı Takip ile Mücadele” adıyla düzenlenen panel öncesinde KADEM’in akademi, eğitim, istihdam, hukuk gibi farklı alanlardaki çalışmaları hakkında bilgi verilirken, tüm dünyada kadınların, ısrarlı takip adı verilen şiddet türüyle karşı karşıya olduğu belirtildi.

Kahramanmaraş’ta 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşuyla başlayan panelde, kadınların dijital ortamda maruz kaldığı tacizler ve bu tacizlere karşı alınabilecek önlemler ele alındı.

KADEM Dış İlişkiler Uzmanı Nurbanu Küçük’ün yaptığı sunuş konuşmasında son bir yılda, ABD’de 13,5 milyon kadının ısrarlı takibe maruz kaldığı, Avustralya’da kadınların yüzde 32’si, İngiltere’de yüzde 23’ü, Almanya’da ise yüzde 19’unun ısrarlı takip mağduru olduğu bilgisi paylaşıldı.

Sunumda, Fransa’da her 3 kadından, Türkiye’de de her 4 kadından birinin hayatı boyunca ısrarlı takibe uğradığının ve bu rakamların “çok endişe verici” olduğunun altı çizildi.

Israrlı takibin sonuçları fiziksel ve cinsel saldırılar kadar yıkıcı olabilir

KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Nursem Keskin Aksay’ın moderatörlüğünü üstlendiği etkinlikte konuşan C.A. Goldberg PLLC Avukatlık şirketinin ortağı Adam Massey, ısrarlı takibin, her zaman fiziksel veya cinsel bir saldırı olmasa da sonuç bakımından kurbanlar için eşit derecede yıkıcı olabileceğine değindi.

Massey, dijital şiddetin yalnız dijitalde kalmadığını, dijital şiddet uygulayıcılarının “çok büyük oranda” gerçek hayatta da şiddet temayülleri olduğunu söyledi.

ABD’li avukat Massey, “Akıllı telefonların ortaya çıkışı, ısrarlı takibin yanı sıra dijital takip etmeyi çok daha karmaşık hale getirdi. Çünkü muhtemelen hiçbirimiz telefonlarımız, uygulamalarımız ve e-postamız olmadan çalışamayız. Bu da, takipçilerin artık telefonunuzu etkili bir şekilde travma yaratan bir cihaza dönüştürebileceği anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

Massey, bu bağlamda teknoloji şirketlerinin sorumluluk alması, sivil toplum kuruluşlarının da bu şirketlere baskı uygulaması gerektiğinin altını çizdi.

Panelin kadın konuşmacısı akademisyen Sana Qutubuddin, 2016’da Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yapılan toplantılarda “dijital insan hakları” konusunu gündeme getirdiğinde konunun yeterince ciddiye alınmadığını vurguladı.

New York’taki panelde konuşan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uzmanı Onur Dinçer ise, ısrarlı takip konusunun BM çerçevesinde faaliyet gösteren Kadının Statüsü Komisyonunun gündeminde önemli bir yer edindiğini ifade etti.

Dinçer, “Türkiye gerçekten de bu sorunla mücadele konusunda çok güzel bir tecrübe edindi. Şiddet mağduru ve risk altındaki kadınlara da hizmet veriyoruz. Tüm taraflarla koordinasyon içinde ulusal mevzuatı güçlendiriyor, kamuoyunu bilinçlendiriyor ve kurum mekanizmalarını harekete geçiriyoruz.” ifadelerine yer verdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir