Eyleme gidiyorum, siparişi bekleme

Eyleme gidiyorum, siparişi bekleme

Posted by

Motokuryelerin sokaklarda eylem yapması şaşırttı değil mi? Siparişi hızlıca teslim edip bir başka pakete yetişmek için adeta ışık hızıyla yok olmalarına alışmıştık. Kasklarını çıkarınca seslerini de duyduk sanki.

Eyleme gidiyorum, siparişi bekleme

Semra KARDEŞOĞLU

Başlarında kaskları, pembe kıyafetleri, motosikletleriyle yanımızdan yöremizden geçip giderken, kapıya getirdiği yemeği hızlıca teslim ederken sanki hepsi bir örnekti. Sanki isimleri yoktu, rütbeleri yoktu, adresleri, evleri, aileleri yoktu. Oysa dün Levent’te devasa AVM’lerin gölgesinde kasklarını çıkardıklarında birbirinden renkli bandanaları (Doğrusu ‘baf’mış uyardılar) ile insani geçim talepleri ile kim oldukları belki ilk kez bu kadar net açığa çıktı.

Yağmur altında usul usul ıslanırken heyecanla anlattılar. İstanbul’da fark edilen hikayelerinin kökü çok uzaklarda başlıyor. Ama hepimizin hikayesi bir an geliyor birbirine bağlanıyor işte. Günlerdir korna çalarak sokaklardan geçen Yemek Sepeti kuryeleri pek çoğumuzu şaşırttı. İstekleri yılbaşında yapılan zamla asgari ücretin bile altına düşen ücretlerinin düzeltilmesi. Bir de daha insani davranış.

Malatyalı Hüseyin Duman, istediğin sadece asgari bir yaşam ücreti olduğunu söylüyor. 8 kardeşi var. Bugün her biri ayrı bir kentte yaşama tutunmaya çalışıyor. Niye peki? 35 yaşındaki Hüseyin anlatıyor: ”Babam 8 çocuğu büyüttü ben şimdi tek bir çocuk bile yapmaya korkuyorum, evlenemiyorum. Niye? Çiftçilik yapıyorduk biz Malatya’da. İthal tohum ekmek zorunda aldık. Ürün vermedi, battık. Hayvancılık yaptık ithal et getirip burada satanlar kazandı. Biz masrafımızı ancak çıkardık. NE yapacaksın. 3 yıl önce kalktık geldik, ben bayılmıyorum ki İstanbul’a. Liseyi bitirdim. Açık üniversiteye devam ediyorum. Geldikten sonra kasiyerliğe başladım. Sonra kasiyerlikten tanıdığım arkadaşlar “Gel kuryelik yap daha iyi kazanırsın” dedi. Geçtim.”

GÜNDE 600 TESLİMAT

Peki ya sonrası? Ne oldu da böyle isyan ettiler. Anlatmaya devam ediyor: Doğru başlangıçta daha iyi kazandım. Ama bu yılbaşında bize zam yapmış gibi gösterip zam yapmadılar. Nasıl mı? Maaşımız brüt 5 bin lira oldu. Neti 4 bin 200’ün yanı asgari ücretin altında kaldı. Bize ‘Daha çok paket teslim et daha çok prim kazan. O zaman maaşın yükselir. İyi de ben nasıl teslim edeceğim. Zaten günde 600 paket taşıyorum. O da yeterince hızlı olursam. Trafik kurallarını ihlal edemem. Nasıl daha hızlı olabilirim. Şimşek miyim ben?

ROBOTTAN FARKLI MIYIZ?

Sözü yanındaki arkadaşı Serhat Barut alıyor. 4 yaşında bir kız babası olan Serhat 30 yaşında: “Robot gibiyiz zaten. Yağmur çamur paket dağıtıyoruz. Bir ara sıcak bir yer bulup ısınmak için bir çay kahve istiyoruz. Geri dönüşünüz az biraz gecikse şefler kızıyor. Daha çok kazanmak istiyorsanız, mesai yap fazla kazan. 8.5 saat çalışma süremiz ama bazen 12 saat çalışıyoruz. Diyelim çocuğumu doktora götürdüm, izin aldım. Hemen ertesi gün o süre kadar çalışmam isteniyor. Buna bile izin yok.

Serhat Diyarbakır Bismilli. Daha önce inşaatlar cam giydirme işini yapıyormuş. “Neden bıraktın?” diyorum, yanıtlıyor: 30 – 35 kat cam giydirme işi yapıyordum. Kolay değil çok zor iş. Bir arkadaşım 14’üncü kattan düştü, kaybettik. Yine de yapıyordum. Ama krizle artık iş alamaz oldum. İnşaat mı yapılıyor? “

Ne istiyor peki ne hayal ediyor? ‘Ben ortaokul sonrası çalışmak zorundaydım. Şimdi 1 çocuğum var. Onun eşimin aç kalmaması en büyük isteğim. Kızım daha güzel yerlerde otursun, güzel işi olsun istiyorum. Misal bir yere gezmeye bile gitme imkanı yok. Tek gittiğimiz işte memlekette cenaze olursa o.’
Kocaman fabrikalarda yan yana bantlarda çalışanların bir araya gelerek taleplerini dile getirmesi kolay değilken onlar bunu nasıl başardı? Tek başına görmeye alıştığımız motokuryeler nasıl bir araya geldi?

Bu soruyu Harun Özkan yanıtlıyor: Sosyal medyanın önemi büyük. Whatsapp üzerinden haberleşiyoruz. Orada sorunlarımızı paylaşıyoruz. Bu son zamda ücretimiz asgari ücretin altında kaldığında hepimiz bunu dile getirdik. Bir de çok baskıya mobbinge maruz kalıyoruz. Bir de biz motorcuyuz. WhatsApp yetti. Şu an diğer kentlerde de var. Sosyal medya çok önemli. Motor kullanıyor olmak da başka bir şey. İnsana güç veriyor, daha özgür ve cesur hissettiriyor. Motorcular arasında bir birlik vardır. Birbirini tutarlar. Görünmez bir kardeşlik bağı. Birimiz yolda düşsek hepsi koşar yardıma. Bir de pandemi dönemi herkesin hayatında daha önemli olduk. “

SÖMÜRÜYORLAR BİZİ?

Harun ne bekliyor bundan sonrası için? Hakkı olan ücreti almak istiyor. Ya sonrası: İsterim tabi kapalı bir mekanda çalışmayı ama öyle bir imkan yok. 2 gündür iyi hissediyorum kendimi. Geleceğe dair umutlandım. Bir araya geldik. Bir araya gelince sesimiz duyuluyormuş dedim. Böyle yoldan geçerken alkışlıyorlar, el sallıyorlar camdan. Destek veriyorlar. Herkes farkında. Sömürüyorlar bizi. De ki otomobili var. Otomobili olan sömürülmüyor mu? Peynir ya bir kilo 80 lira. Olur mu?

Diyarbakırlı 2 çocuk babası Kemal İvgen’e bu pembe kıyafetlerden memnun musun? diyorum. “Olur muyum? Diyarbakır’da beni bi görseler böyle dalga geçerler. Pembe diye. Gri falan olsa iyi. Kırmızı bile daha iyi. Bir de böyle biliyor musun reklamını da yapıyoruz onların. Çocuklar bile bizi gördüğünde ‘Yemek sepeti com com’ diyor. Ben şimdi bir gün izin yapıyorum. 4 bin lira alabiliyorum. Paket başı 60 kuruş“

MAVİLİKLERE SÜRECEĞİZ…

“Nasıl mı çıktım bu sabah evden? Gururla. Bi hafifledim. Eylem yapacağız. Sesimiz duyuracağız. Gidiyorum ve hakkımı almadan dönmem dedim. Yemek Sepeti bizsiz olur mu? Yani biz de varsak var. Bizim emeğimiz de var orda. Biz de kazandırıyoruz o şirkete. Bize karşılıksız vermiyorlar. “
Ne istiyor bundan sonrası ne hayal ediyor Kemal. Anlatıyor: Benim bir geleceğim yok. 38 yaşımdayım. Ne olacak? Ama 2 çocuğum var. İstiyorum ki onların bir geleceği olsun. İstediğim bu yani çocuklarıma bir gelecek. Yoksa derdim ne gecenin 10’unda herkes evinde sıcak sıcak tv seyrederken. İstemez miyim ben de öyle olsun. Olmuyor. Ama çocuklarım için olsun.

Yağmur hızını artırırken hepsi bir ağızdan söylüyorlar motorlarına bakarak. “Motorları maviliklere süreceğiz. İnanın inanın çocuklar.”

Fotoğraf: Uğurcan Yılmaz

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.