Distopik Bir Filmin İçinde Yaşadığımızı Gösteren İşaretler

Posted by

Hepimiz her gün sayısız habere maruz kalıyoruz. Bu haberlerin pek çoğu ise ne yazık ki can sıkıcı. Dünyanın dört bir yanından her gün kötü haberler geliyor ve psikolojimizi sağlam tutmak için ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Son dönemlerde karşıma çıkan haberler bana sürekli bir film sahnesi gibi gelmeye başladı. Fakat bu film maalesef güzel bir komedi ya da sıcacık bir aile filmi falan değil. Bildiğiniz distopik bir bilim kurgu filmi! Sonra daha dikkatli baktım ve gerçekten de günümüzde hayatı adeta bir filmin içindeymişçesine yaşadığımıza dair bir sürü örnek buldum. Bazılarını sizin için listeledim!

Önce distopik bir bilim kurgu filminde karşımıza çıkanlara bakalım;

  • Kaynakları tükenmiş, neredeyse kurtarılamaz hale gelmiş bir Dünya
  • Sarsıcı bir savaş atmosferi
  • Çöken global ekonomi
  • Aklınıza gelebilecek her alanda sürekli karşınıza çıkan bir fırsat eşitsizliği ve bunun yarattığı kaos
  • Toplumsal çatışmalar ve ölümler
  • Mümkünse bir adet salgın hastalık ya da biyolojik silah
  • İnsanları gerçeklikten uzaklaştıran bir ‘sanal evren’ ve insanları ‘izleyen’ gözler
  • En az bir adet zeki, kontrol manyağı ve manipülatif kötü karakter
  • Distopik filmler hep gelecekte geçtiği için, insan hayal gücüne göre gelecekte var olan bazı teknolojiler
  • Uzayda çılgın gelişmeler ve tehditler

Şimdi bunlardan hangilerine günümüz dünyasında sürekli rastlıyoruz bir de ona bakalım;

Kaynakları tükenmiş, neredeyse kurtarılamaz hale gelmiş bir Dünya

Maalesef gezegenimiz ile ilgili iç karartıcı bir çıkarım olsa da bu maddenin artık neredeyse tamamen gerçek olduğunu biliyoruz. Dünya’nın kaynakları tükeniyor. Hatta geçtiğimiz günlerde 2022 için tüm kaynakları tükettik. Yani 2023’te ihtiyaç duyacağımız kaynakları kullanmaya başladık bile.

Üstelik yalnızca su ya da gıda gibi kaynaklar değil; teknolojik ürünlerin üretiminin devam etmesi için gerekli bakır gibi kaynaklara da yoğun talep sürekli artıyor ve bu kaynaklar da hızla tükeniyor… Bu da şüphesiz, geleceğimizi etkileyecek.

Ayrıca iklim krizi de bu konuda peşimizi bırakmıyor. Gezegenin yok oluşunu izlerken bir yandan da sıcaklar yüzünden ölen insanları, sele kapılan evleri ve çocukları, çıkan yangınlarda diri diri yanan hayvanları görmek zorundayız. Tam bir distopik film sahnesi…

Sarsıcı bir savaş atmosferi;

Evet, biliyorum. Dünyada her dönemde savaşlar olmuş ve insanlar savaş gerçeği ile yaşamak zorunda kalmışlar. Fakat acaba 200 sene önce kendimizden binlerce kilometre uzaktaki bir savaşın etkilerini ne kadar hissederdik? Muhtemelen duymazdık bile… Şimdi ise dünyanın her yanında savaşlar patlak veriyor ve hepsi hayatlarımızı tahmin bile edemeyeceğimiz kadar etkiliyor.

Şimdi bir Twitter’a girseniz, Çin ile Tayland’ın savaş gündemi, Rusya ve Ukrayna arasında aylardır devam eden ve enerji krizi gibi pek çok sorunu körükleyip binlerce insanı öldüren savaş… Bunlarla karşılaşacaksınız ve bir yerlerden ‘al işte 3. dünya savaşı!‘ nidaları da karşınıza çıkacak… Daha net bir distopik atmosfer düşünemiyorum…

Çöken global ekonomi;

Distopik filmlerde genelde dünyada hiçbir şey yolunda gitmez. Ya aniden gelen bir felaket ya da yıllar içinde birikmiş felaketler zinciri, tüm dünyayı yoksullaştırmıştır ve bu yoksulluk beraberinde suçları da getirmiştir. Mesela o yağmalanmış boş market raflarının olduğu sahnenin olmadığı bir tane distopik film sayın…

Günümüzü düşünelim… Özellikle pandemi sonrası dönemde her ne kadar her ülke aynı oranda etkilenmese de global bir ekonomik kriz yaşanıyor. Biz enflasyondan ve ekonominin ne halde olduğundan ne kadar konuşuyorsak, farklı ülkelerde de benzer senaryolar yaşanıyor…

Tabii ki ekonomik krizler de tıpkı savaşlar gibi sürekli tekrar eden durumlar. Ancak dünya nüfusu her tekrar eden ekonomik kriz döneminde katlanmış; kaynaklar da daha da azalmış oluyor. Yani krizin sarsıcı etkileri sürekli artıyor…

Bu akşam haberlere baksanız, ekonominin dünya genelinde ne halde olduğuna ve etkilerine dair birkaç haber görürsünüz kesin…

Aklınıza gelebilecek her alanda sürekli karşınıza çıkan fırsat eşitsizliği ve bunun yarattığı kaos

Yukarıdaki maddenin bir yansıması olarak fırsat eşitsizliği sürekli artıyor. Eğitimde, sağlıkta ve aklınıza gelebilecek her türden insan ihtiyaç ve aktivitesinde her geçen gün ‘zengin ile fakir’ arasındaki fark büyüyor. Bir Instagram ünlüsü özel jetiyle Avrupa’ya moda haftasına giderken bir üniversite öğrencisi ailesinin yanına gidemiyor çünkü yol parası yok ya da bir çocuk kafasını sokacak bir evi ve içecek temiz suyu olmadan yaşıyor…

İşte bu artık bize normalmiş gibi gelen senaryoların sayısı arttıkça toplumlar kaosa sürükleniyor. İntihar vakaları artıyor, toplum yoksulluk ve eşitsizlik baskısıyla pimi çekilmiş bir bomba misali geriliyor, şiddet artıyor. Üstelik artık neredeyse her gün, dünyanın her yerinden böyle haberler duyuyoruz…

Toplumsal çatışmalar, artan şiddet, intiharlar ve ölümler

Bu da yine ilk iki madde ile yakından ilgili. Ancak çok daha fazlası var. Distopik hikayelerde otorite figürleri ve insanlar üzerindeki ayrıştırıcı, yalnızlaştırıcı ve adeta tutsak edici etkileri ön plandadır. 

Günümüzde hangi coğrafyaya bakarsak bakalım bu durumun şiddetlenerek arttığını görüyoruz. Otoriteler kitleleri yalnızca kendi çıkarları için birbirine düşürerek oluşan acı manzarayı ve yaşanan ölümleri saraylarından izliyorlar. Alın size distopik bir filmin açılış sahnesi…

Mümkünse bir adet salgın hastalık ya da biyolojik silah

Jose Saramago’nun ‘Körlük’ isimli harika romanında her şey bir ‘körlük salgını’ ile başlıyor. Bu aniden peydah olan ve tüm insanları etkisi altına alan körlük, sonrasında korkunç bir kaos getiriyor.

Bana göre tarihin en başarılı distopik anlatılarından biri olan bu romanı, 2020 yılında hayatımıza giren pandemi ve etkilerini yaşadıkça tekrar tekrar hatırlamıştım. Topluma ve insanlara etkileri, yarattığı çözümsüzlükler ve oluşturduğu ‘yeni normal’ ile salgınlar artık şaşırtmayan gerçeklere dönüştüler. 

Tıpkı Körlük’te olduğu gibi, pek çok distopik hikayede ve filmde mutlaka toplumu etkileyen bir hastalık ya da biyolojik silah vardır. Bilin bakalım günümüzde hangi ikisi de var? Üstelik her akşam haberlere bile çıkıyor…

İnsanları gerçeklikten uzaklaştıran bir ‘sanal evren’ ve insanları ‘izleyen’ gözler

Metaverse’ün ve ultra gerçekçi sanal gerçeklik gözlüklerinin bir an önce %100 kusursuz birer teknolojiye dönüşmesi ve ekmek almak kadar kolay ulaşabileceğimiz şeyler olmasını ben de çok istiyorum. Çünkü bu türden bir gerçeklik algısı ve nasıl hissettireceğini, neleri değiştireceğini görme fikri beni çok heyecanlandırıyor.

Fakat gerçekçi olalım. Bu saydıklarımız birer distopik film konusu… İnsanı gerçeklikten uzaklaştıran her yenilik aynı zamanda yine insana karşı kullanılabilecek harika bir ‘öldürmeyen silah’ olabiliyor. O yüzdendir ki artık gerçek dünyadan sıyrılıp sanal bir gerçekliğe kendi iradesiyle ya da değil ama hapsolmuş insanlar her distopik filmde kendine yer edinebilir…

Tabii bir yandan da verilerimizi sürekli olarak saklamaya devam eden teknoloji devleri var. Attığımız her adımın karşımıza reklam olarak çıkması, o reklamları görmemek için para vermek zorunda oluşumuz ve hükümetlere sunulan veriler… 

Bundan 20 sene önce ancak bir filmde görebileceğimiz tüm bu akıl almaz şeyler artık gerçek! Üstelik her yerde bizi izleyen gözler de var. Bu konuda en uç örnek olan Çin’de insanlar neredeyse her saniye izleniyorlar… Bu size de 1984 isimli bir kült distopya hikayesini hatırlattı mı? Teşekkürler George Orwel, sayende geleceğin içinde yaşadığımızı bir kez daha fark ettik…

En az bir adet zeki, kontrol manyağı ve manipülatif kötü karakter

Şimdi burada kendilerini direkt bir filmin kötüsü yapmış gibi olmayalım ama günümüzde dünyanın en zengin insanları resmen aşırı gergin bir distopik bilim kurgunun ‘her şeyi insanları kurtarmak için yaptımdiyen deli bilim insanları gibi…

Zekaları ve attıkları akılcı adımlar sayesinde şu an onları birer başarılı girişimci gibi görüyor olsak da, siz de zaman zaman bu türden bir film izlerken oradaki ‘şirket sahibi, aşırı zengin ve ilerici ama maalesef kötü yola düşmüş‘ karakterleri görünce aklınıza Elon Musk, Jeff Bezos falan gelmiyor mu?

Elon Musk kripto piyasalarını tek bir tweetiyle alt üst ederken, Jeff Bezos’u dünyanın en zengini yapan şirketi Amazon’da işçiler açlık sınırında çalıştıkları ya da tuvalet molalarının bile engellendiği gibi haberlerle gündeme gelirken, aksini düşünmek çok da kolay olmuyor…

Distopik filmler hep gelecekte geçtiği için, insan hayal gücüne göre gelecekte var olan bazı teknolojiler ve bazı bilimsel gelişmeler

Tekrar tekrar uzaya gönderilebilen roketler mi dersin, vücudumuzda gezinip hastalığı iyileştirmek için geliştirilen ya da ellerimize takılıp kart gibi okunabilen çipler mi, insansı robotlar mı yoksa dronelar ya da bizi bir anda sanal bir gerçekliğin içine sokan gözlükler mi…

Günümüz dünyasının gerçek bir distopik bilim kurgu teknolojileri cenneti olduğunu sanırım inkar edemeyiz. Üstelik her gün, bu teknolojilerin daha ne kadar geliştiğine yönelik haberler okumaya da devam ediyoruz. 

Ayrıca yürütülen genetik çalışmalarından yeni tedavi yöntemlerine özellikle tıp alanında yaşanan bilimsel gelişmeler de bundan 20 yıl önceden baksak kaçık bir film senaryosu gibi gelebilirdi…

Uzayda çılgın gelişmeler ve tehditler

Bir distopik bilim kurgu filminde uzaydan gelen bir tehlikeyle ya da insanların kaynaklarını tüketmek için ele geçirdiği bir ötegezegende yaşanan karanlık olaylarla karşılaşmak sanırım kimseyi şaşırtmaz. Ya da bazı distopik filmlerde insanların artık bu gezegen yaşanamaz hale geldiği için yörüngedeki yaşam alanlarına yerleştiğini görürsek de şaşırmayız.

Bunlar her ne kadar henüz günümüzün salt gerçekleri olmasa da haberlere baktığımızda uzayın derinliklerine gönderdiğimiz bir teleskobun çektiği binlerce ışık yılı uzaklıktaki galaksileri, Mars’a yapılacak ilk insanlı görevin hazırlıklarını, yörüngeyi dolduran uyduların gece nasıl arka arkaya dizilip gözümüzün önünden geçtiğini konuşuyoruz. Milyarderlerin şirketleri uzaya turist yolladı turist… Bunlar bile tek başına artık geçmişte hayal ürünü gibi görünen sahnelerden oluştuğuna inanılan bir filmi yaşadığımızı gösterir…

Buraya kadar her şey kulağa güzel gelse de Mars’a giden ilk ekip yolda beklenmedik bir hata sonrası öldüğünde, o devasa teleskop ilk kez uzaylı bir medeniyetle iletişime geçtiğinde ya da yörüngede dolaşan o uydular artık önümüzü görmemize engel olan birer çöp yığınına döndüğünde, maalesef manzara bu kadar keyifli olmayacak…

Haberlere bakılacak olursa hepimiz çoktan bir filmin içindeki sıradan karakterlere dönüşmüşüz…

İnsanlar olarak her gün asla maruz kalmamamız gereken miktarda habere maruz kalıyoruz. Evrende yaşanan her şeyden haberdar olmaya çalışıyor, anı kaçırmanın anlamını tam olarak kavrayamıyoruz. 

Tabii ki bu listede yer alan kimi haber görselleri ‘clickbait’, tabii ki bunca karanlık gerçeğin yanında güzel pek çok şey oluyor ve hayat da aslında bu demek. Fakat her birimiz bazı şeylerin gerçekten yolunda gitmediğini, bazı şeylerin gerçekten çok güzel olduğunu ve bazı şeylerin ise biraz da olsa abartıldığını anlamalı ve akıl sağlığımızı korumaya çalışmalıyız.

Yoksa felaket çığırtkanlığı ile küçük bir Pollyannacılık oyunu arasında sıkışıp kalır, hangisinin gerçek olduğunu anlamaya çalışırken kendi sağlığımıza zarar veririz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.